TASAVVUFA  DAİR   ...

Tasavvuf Portalı

Rasûlullah [s.a.v.]

Digital Ashab

Digital Mürşid {Buradasınız}

Digital Âsitane

Digital Murabıt

Digital  Sufi

Digital Ziyaret

Digital Sanat

Tasavvuf  Literatürü

 

 

Tasavvuf Portalı Haritası

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

24/08/07

 Tasavvuf & Sufiler  âsitanesi tasavvuf.info adresinde yayında...

DİGİTAL   MÜRŞİD

Muhammed  Nurî   Şemseddİn   NakŞBEndî

[ K.S. ]

- MİFTAH'ÜL - KULÛB MÜELLİFİ -

 ( 1801 - 14 Şevval 1863 )

Şeyh Hacı Muhammed Nurî Şemseddin,  Rabbani Kutub, Gavs Evliya Sultanı Seyyid Abdülkadir Geylânî (Allah, üstün sırrını mukaddes eylesin) Hazretlerinin, on beşinci göbekteki çocuklarından, Anadolu'da Taşköprü kazasında Ayvalı kasabası hanedanından Emiroğulları denmekle meşhur, Seyyid Hüseyin Efendinin pâk sulbünden hicrî 1216 (M. 1801) yılında hilâfet diyarı İstanbul'da vücud beşiğine süs olmuştur. Yaşı, okumaya ve öğrenmeye müsait olunca; şerefli evlerinin yakınında bulunan Mercanağa Mektebinde besmeleye başlayıp Kur'an-ı Kerim öğrenmeye girişmiştir.

Hicrî 1230 (M. 1814) yılında Kur'an-ı Kerim'i ezberine almıştır. Bu sırada, henüz on dört yaşındaydı.

Hicrî 1231 (M. 1815) yılında ise, Sultan Bayezid Han Camünde ted­ris halkası kuran  Baltacı Namı ile tanınan faziletli dersiamlardan (asistan derecesinde) Hasan efendiden tahsile girmiştir. öncelikle sarf, nahiv ve mantık ilminden başlamıştır. Söylenenden ve anlatılan manalardan faydalanmıştır.

Hicrî 1242 (M. 1826) yılında Hicaz'a niyetle yola çıkmış ve farz olan hac vazifesini yerine getirmiştir.

Mekke-i Mükerreme'deki Kabe'yi, Resulüilah'ın (Allah ona salât ve ve selâm eylesin) mübarek kabrini ziyaret edip döndükten sonra; Sultan Süleyman Han (Süleymaniye) Camiinde tahkik ehii ulemanın övgüsünü kazanan Şehrî Hafız Efendi demekle şöhret bulan İstanbullu Hafız Muhammed Emin Efendinin faydalı ders meclisinde hazır olmuştur. Şemsiye şerhinden, taa son nüshalara kadar ilimleri çözen âlet ve yüksek ilimlerin çırağı olmuştur.Böylece, zahirî bilgileri tamam ederek, hicrî 1254 (M. 1838) yılında öğrencilere faydalı olmasına izin verilmiştir.

Tanınmış bilginlerden Buledanî... (Buldanlı...) demekle tanınan, Kayyumî Hacı Muhammed Emin Efendiden maani ilmi ; Şalcı namı ile tanınan Tosyalı Ali Efendiden fıkıh ilmi; Şehrî Hafız Efendinin üstazı olan Kozanlı Mahammed Efendiden usul ilmini okuyup öğrenmiştir. Mahir hattatlardan, Kebecioğlu Muhammed Vasfı Efendiden hat ve yazı ilmini tahsil etmiştir.

Hicrî 1236 (M. 1820) yılı ortalarında; Kayserî'nin namlı bilginlerinden ve Nakşbendiye meşayihinin büyüklerinden irfan sahibi evliyanın önderi Şeyh Hacı Muhammed Said Efendi Hazretleri (sırrı mukaddes olsun), büyük mürşidi Şeyh Hacı Ahmed Behcetî Kayseri Hazretleri ile İstanbul'a gelmiştir.

Bu büyük mürşid Ahmed Efendi, Mürşidi Muhammed Said Efendiye hitab ederek, bu eserin yazarı Muhammed Nuri'yi gösterip şöyle demiştir : "Bu küçüğü sen irşad edeceksin. Bunun delâleti ile sayıya hesaba gelmeyecek kadar Muhammed ümmeti Hakka ulaşacaktır." Böylece onu, Muhammed Nuri efendinin irşadına memur etmiştir.Bu emri alan Muhammed Said Efendi o tarihten itibaren on sekiz sene ramazan aylarında İstanbul'a gelmeye devam etmiş; mürşidinin anlattığı zamanın gelmesini gözeterek, Sultan Bayezid Han cami-i şerifin­de vaazı ve dersi sürdürmüştür. Ve... hicrî 1244 (M. 1828) yılı mübarek ramazan ayında inabe elini sunmuştur. Hal tercümesi anlatılan Muhammed Nurî Efendi dahi, babasının hicri 1232 (M. 1816) yılında ölümü ile bıraktığı anası iyi kadınların hanımefendisi Naile Hatunu, Muhammed Said Efendi'ye nikahlamış; babalık makamına oturtmuştur. Hicri 1250 (M. 1834) senesine kadar tarikat almış, edeplerini ve marifetlerini tamamlamış; halifelik, velilik rütbesine ulaşmıştır.

Hicri 1250 (M. 1834) senesinde hilâfet verilişinin ardından, adı ge­çen mürşidi Muhammed Said Efendi (sun mukaddes olsun); İkinci Sultan Mahmud Han tarafından, Hünkâr Hacı Bektaş Velî (Allah, sırrını mukaddes eylesin) dergâh-ı şerifinin şeyhliğine tayin edilmiştir. Bunun üzerine, mürşidi ile birlikte Kırşehir'e gidip Üç ay kalmıştır. Orada mürşidinin emri ile çıkardığı halvet erbaininin sonunda irşada memur edilip İstanbul'a yollanmıştır.

Bundan sonra, Uzunçarşı başında bulunan evinde tarikata girenleri, hakikata talib olanları irşad edip yola getirmeye ilk defa başladı. Hicrî İ252 (M. 1836) yılının muharrem aynıda, Beşiktaş'ta gömülü Arifler Kutbu Mevlâna Yahya Efendi Hazretlerinin (Allah, üstün sırrını mukaddes eylesin) türbedarı Ârif-i Billah Şeyh Hacı Ali Efendi  Hakk'ın dergâhına yürümüştür. Bunun üzerine ikinci Sultan Mahmud Han Hazretlerinin (yattığı yer nur olsun) seçmesi ve arzusu ile yerine geçmiş ve güzel halefi olmuştur.Birkaç gün geçince; adı geçen Sultan Mahmud Han Hazretleri, Tophane meydanında yapılan Nusretiye Cami-i Şerifinde, cuma günleri Şifa-i Şerif okutmaya tayin edilmiştir. Üç hafta cuma alayını oraya yürüterek bereketli dersini dinlemiştir.

Adı geçen Mevlâna'nın türbesinde; beş sene intisab edenleri ve mü-ridleri feyizlendirmeye, irşad etmeye, çeşitli ilimleri öğretmeye gayret sarfetmiştir. Esas ve parça eserlerden Menar, Mülteka, Birgivî Merhu­mun Tarikat-ı Muhammediyesini okutarak zamanını geçirmiştir.

Hicrî 1257 (M. 1841) yılında ikinci kere Beyt-i Haram'a hacca gitmiş ve Seyyid'ül-Enam'ın mübarek kabrini ziyaret etmiştir. Dönüşünde, daha önce olduğu gibi, bu yola giren saliklerin terbiye edilmesi üzerinde durmuştur.

Hicrî 1274 (M. 1857) yılında Medine-i Münevvere'ye giderek Saadet Kaynağı Fahr-i Risalet'in (Resulüllah'ın) huzurunda beş ay alnını yere koymuştur. Sonra dönüp otuz sene irşad seccadesinde kalmıştır.

Hicrî 1280 (M. 1863) senesinde  şevval ayının 14. salı gecesi nefeslerini tamam ederek izzet sahibi Rabb'inin huzuruna yürümüştür. Cenaze namazı; bilginlerden, meşayihten, Müslüman cemaattan katılan büyük bir kalabalıkla Beşiktaş'ta Atik Sinan Paşa Cami-i Kebir'in-de eda edildikten sonra adı geçen Mevlâna Yahya Efendi Hazretlerinin mübarek türbesinin iç kısmında, sol tarafa gömülüp kabri yapıldı.

Dış görünüşü ve gidişatı; pâk şeriat ve güzel sünnetlerle bezeli idi. Zahid, takva sahibi, şüpheli işlerden sakınan, yaratılış itibarı ile ik­ramı seven, vergisi ve iyiliği cümleye şamil, mukaddes nefeslerin, açık kerametlerin sahibi pek mükemmel bir mürşid idi. Müridleri, kendisine bağlıları sayısızdı. Tarikatı tamamlayan, sülûkünü bitirenleri pek çoktu. Yirmiden fazla da halifesi vardı.

Kaleme aldığı eserler arasında; hayatta iken, bağlıları için neşrettiği Vasiyetnamesi vardır, ölümünden sonra ele geçen Miftah'ül-Kulub ve Murakabe adlı eserleri vardır. Bunlar birkaç kere basılmıştır.

Tarikat zinciri aşağıda anlatıldığı şekilde Şah-ı Nakşbend Hazretlerine ulaşmaktadır :

Şeyh Hacı Muhammed Said Kayserili Nakşibendî Hazretleri... Bu, ikramını gördüğü zattır. Şeyh Hacı Ahmed Behcetî Kayserili Nakşbendî Hazretleri...

Küllahioğlu Şeyh Hacı Mahmud Kayserili Nakşibendî Üveysî Hazretleri... Hazret-i Hızır aleyhisselâm ve Hazret-i Şah-ı Nakşbend'in ruhaniyeti...

Bunlar, sırası ile birbirlerinden tarikat almışlardır. Allah, onlara rahmet eylesin; onların feyizlerinden bizleri faydalandırsın. Âmin!..

(Arifler Kutbu Mevlâna Yahya Efendi Hazretlerinin (Allah, üstün sırrını mukaddes eylesin) türbedarı Şeyh Hacı Muhammed Nurî Şemseddin Nakşibendî (sırrı mukaddes olsun) Hazretlerinin hal tercümesidir. Aktaran: Abdulkadir Akçiçek)

***

Miftah'ül - Kulûb Adlı Eserin Rasulullah'ın Emri İle  Yazılması

Hicrî 1259 (M. 1843) yılı rebiülâhir ayında, kendi hücremizde* teveccüh halindeydik. Bu halde bulunduğumuz sırada; Enbiyanın Sultanı Evliyanın Asfiyanın Müttakilerin Baş Tacı Efendimiz Hazretleri zuhur etti. [Allah, ona. salât ve selâm eylesin.] Bu hiç bir şey hükmünde olan kula; ihsan, mürüvvet, lütuf ile şöyle buyurdu:

 

"-Nuri, evlâdım, vakitler bir başka oldu. Aşık, sadık,' mana yüzünü görmeyi isteyen ümmetlerim; esenlikle yollarını bulup hoşnutluk yoluna bel bağlayarak vuslat sırrına nail olsunlar.Sufilerden bazısı da; arada vasıta olmadan takvası üzere giderek, yollarını düzeltmek için özlerine bir kabiliyet gelsin.

 

Zira, bir alay kimseler vardır ki; ehlullah kisvesini giymiş, kemer bağlamış, başına taç giymiş, şeriatıma da itibar etmemiş durumdadır. Geçen halinden ve tecellisinden söz ederek; ehlullahın yazdıkları risalelerden ve şiirlerden ezberleyip meclis meclis gezip o hallerden dem vururlar. "Kal ile hal ettim. (Söz ederek manaya erdim.)" kıyası ile; kendi akıl, yersiz arzu ve nefsi ile vehmedip anladığı gibi konuşur. Hal böyle iken; gidişatımın, şeriatımın dışında itaat ve boyun eğmekteki kusurunu da görmez.'Zevk ehli, hal ehli biri imiş..' desinler diye, ayrıca  :  'İnsanlar arasında şöhretim artsın...' düşüncesi ile hep kendi sapıtır, hem de başkalarını saptırır; bundan da habersizdir. Bu yüzden de, bazı okuyup yazması olmayan mahabbet ehli ümmetlerin yollarını kesmeye sebeb oluyorlar. Bu arada ilmi isteyenlere, bildiği ile amel eden bilginlere, ibadet ehli iyilere de :"Tarikattan nasipsiz.. Haricî.." deyişi ile taş atılıp bütün tarikatlara eğri baktırmağa da sebeb oluyorlar. Bununla beraber; ilim yolunda olanlar, bildiği ile amel eden bilginler, ibadet ehli iyiler Şeriat-ı Ahmediyemi bilirler. Muhammedi gidişatıma, üstün sünnetlerime temiz kalble bağlanıp tutunurlar. Böylece bizi bulurlar. Ehlüllahın tamamının, ümmetin iyilerinin, aşık, sadık tüm ümmetlerimin elinde şeriat bir asadır; gidişatım üzerlerinde bir abadır; Allah rızasını elde etmek dillerinde bir gıdadır. Bu böyle olmadıkça; kimse bizi bulamamıştır, bulamaz da... Anlatılanın dışında bir adım giden yolundan kalır; yüzünü haricîler zümresine döndürmüş olur. Bunun böyle olduğunu anlamaz, kendisinin hiç bir şey elde edemeden kaldığını da bilmez. Doğru olanlara da kötü gözle bakılmasına, taş atılmasına sebeb olur. Aralarında bazı kabiliyetli olanlar vardır. Ne var ki, bunlar da halden habersiz taklitçi olarak sözde kalırlar. Gidişatlarında ve bu yola girişte kendileri mükemmel bir mürşide muhtaç oldukları halde, mürşidlik iddiası ile geçinirler. Ne var ki, şundan da haberleri yoktur : Soğuk demir döverler.

 

İşte bu helak uçurumu mertebesinden, her birinin tecellisi gereği yakalarını kurtarmalarına sebeb olacağı gibi; şeriat, tarikat, hakikat, vuslat nedir bilmeleri için bir risale yaz. Aşık, sadık, mana yüzünü görmeyi isteyerek doğru yollarını bulsunlar.

 

Yazılacak risalenin adı da şu olsun :

MÎFTAH'ÜL - KULÜB   SIRR-I ŞEMSEDDÎN  ( GÖNÜLLER AÇAN ANAHTAR -  ŞEMSEDDÎN SIRRI  )... "

 

Böyle bir emir vermeleri üzerine : "Memur mazurdur." kuralına göre, Enbiya Sultanı Resul-ü Kibriya Allah'ın Sevgilisi kıyamet gününün şefaatçisi Efendimizin fermanı yerine getirilmesi gereken bir vazifesidir; [Allah O'na salât ve selâm eylesin.] Efendimiz Hazretlerine tabi olmakta, emrini yerine getirmekte olan bu âciz kul ümmeti; bu risaleye başladı. Yüce Allah'ın vereceği başarı ile güzel bitmesi için niyaza geçti.

 

Bu durumda, kâtibin elindeki kalem, atıcının elindeki ok ve yay durumunda olduğumuzdan; umulan odur ki : Hatasını, yanlışını af eteği ile okuyanlar örteler. Çünkü : "El-insan mahallün-nisyan.." ( İnsan unutma yeridir..) manası bizim içindir.

 

Başarımı Allah'a bağlarım. O'na dayanır, O'na güvenirim.1

--------------------------------------------------

(1) Hud suresinin 88. âyetidir.

(*) İstanbul Beşiktaş'taki Yahya Efendi Dergahı.

 

WEBSİTE İÇERİĞİ

 

 

 EDİTÖR NOTLARI

"Her dem yeniden doğarız..." diyen ustamız Yunus'un sözlerine uygun olarak yeniden ve yepyeni bir tarz ile huzurunuzdayız.

İlk editörial notumuzda "İslam'ı yaşama sanatı" olarak tanımladığımız tasavvuf konulu bu websitesinin hayrlara vesile olacağına inancı ile yeniden "merhaba".

Devamı için tıklayınız....

Linkler

Yazışma Grubu & Forum

Görüş ve Öneriler

Tasavvuf & Sufiler ile ilgili görüş, düşünce ve önerilerinizi bize iletiniz:

tasavvufvesufiler@yahoo.com

 

Tasavvuf & Sufiler web grubunun interaktif alanları

Ana SayfaEditördenSunum  | YeniliklerÖneriler | Site HaritasıLinkler

 

Başsayfaya Dönüş

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 24/08/07